559 Okuma / 2 Yorum

20 Ocak 2017

21’inci Yüzyıl yapay zekâ ve sibernetik sistemlerin yüzyılı olacak, buna şüphe yok.

Halen dünya medeniyetinin öncülüğünü yapan bazı ülkeler, yapay zekâ ve sibernetik sistemleri bu yüzyılda artık tam anlamıyla gerçekleştirecek ve takipçileri ile arayı neredeyse kapanamayacak şekilde açacaklarını düşünüyorlar. Gerçekten de bugün dünya üzerinde bazı ülkeler uzay yolculuğuna hazırlanırken, diğerleri iki lokma yiyecek bulma peşinde… Gördüyseniz şayet, New York ve Londra ile karşısında Kabil’i ve Mogadişu’yu gözünüzün önüne bir getiriniz.

İlk insan ile son insanın farkını dünya üzerinde çok gördük, görüyoruz. Afganistan, Somali, Sudan, bugünlerde geldikleri nokta itibarıyla Libya ve Suriye gibi nice ülkeler zaten sınırlı olan bilimselliklerini neredeyse tamamen yitirdikleri gibi, bu yüzyılda en karanlık çağlarını yaşıyor olabilirler. Oysa bahsi geçen bu ülkelerin bugünkü coğrafyasında 6-11’inci Yüzyıllar arasında yaşamış olan milletler dünyanın en ileri medeniyetleri olmanın onurunu duyuyorlardı. Aynı dönemde karanlık çağını yaşayan Batı Avrupa ise bugün bilimselliği her alanda uygulamaya koyabiliyor.

Bizler, günlük hayatımız devam ederken, yakın ve uzak takipçilerin mutlaka öncülerin peşinden gidebileceğini, bir gün öncülerin geçtiği yollardan artçıların da geçebileceğini, bunun bir zaman meselesi olduğunu, her ülkenin eninde sonunda bilimselliği hatta sibernetiği başarabileceğini düşünürüz. Oysa bu böyle olamayabilir, dahası bu tam bir kandırmaca olabilir.

Farkına varabilenler için bilimsellik, klasik dönem ve sibernetik dönem arasında bir önemli fırsatlar sunan bir köprüdür. Bu köprüden geçemeyenler, klasik dönemden kurtulmayı da bir türlü başaramayacak gibi görünüyor. Taşıma suyla değirmen dönmez. Gençlik çağı yaşanmadan olgunluk çağına ulaşılamaz. Dışardan birkaç yazılım alırım, bunları kullanarak sibernetiğe geçerim düşüncesi hayaldir. Bilimselliği yaşamadan, onu içselleştirmeden, işlem süreçlerini, algoritmaları üretip, geliştirmeden, sistemleri mükemmelleştirmeden, gereken know-how’a sahip olmadan bütün bunları bilimsel ilkeler çerçevesinde bizzat anlayarak, uygulamaya koymadan, koyamadan sibernetiğe geçilemez.

Bu sadece bir teknoloji işi de değildir. Sosyal sistemler, hizmet sektörü başta olmak üzere toplumun her alanını kapsar.

Bilgi işlem sistemlerine sahip olmak bilimselliği ve sibernetiği başarmak değildir, bunlar sadece araçtır. Hemen hepimiz bilgisayarı çoğunlukla daktilo olarak kullanıyor, internete giriyoruz, bu maksatla işe yaradığını düşünüyoruz. Oysa bilgisayarın asıl varlık nedeni yapay zeka ve otomasyondur.

Bilimselliği başarmak ve oradan sibernetiğe geçmek, bir ülke için topyekûn bir çaba gerektirir. Görünürdeki bir iki başarılı hamle, bizi avutuyor gibi görünse de, saman alevi gibi yanar geçer. Yapıyoruz zannetmek, yapmamak kadar, hatta ondan daha da tehlikelidir.

Belirli makamlara gelerek, yönetim sorumluluklarını üstlenmiş ve isteyerek bu necip milletin hizmetkârları olmuş akıllı ve vicdan sahibi yöneticiler olarak, şunu anlamaya gayret göstermeliyiz, 

- Yapay zeka ve sibernetik sistemlerin, dünyanın geleceği olduğunu gerçekten biliyor muyuz?
- Kurumlarımız, yapay zekâ ve sibernetik sistemlere giden uzun ve zahmetli yolun neresinde?
- Kurumlarımız için bu gelişmeyi gerçekten istiyor, planlı ve programlı olarak yönetebiliyor muyuz?
- Kendi kurumumuzu sibernetik dünya için hazırlıyor muyuz?  
- Bunun Ülkemiz için bir keyfiyet değil, zorunluluk olduğunun farkında mıyız?
- Sibernetik dünya için ne yapmamız gerektiğini anlamaya dair sorumluluklarımızı yerine getiriyor muyuz?

 

2050 yılı sonrasında, ülkemizde yapay zekâ ve sibernetik sistemlere topyekûn bir geçişi hala sağlayamamış olursak, bilinmeli ki klasik dönem anlayışlarından da sıyrılamamış olacağız.

Böyle bir tehlike var mı gerçekten?

“Olmaz olmaz demeden önce, ya öyle olursa ne olur?” diye sorgulayabilmemiz ve gereken tedbirleri zamanında alabilmemiz gerekir. Bizim rakibimiz hala klasik dönemi yaşayan ülkeler değil, unutmayalım. Türkiye olarak bizim rakibimiz, bugün neredeyse tüm kurumları ile bilimsel dönemi tamamlamış ve sibernetik döneme geçiş yapmak üzere olan ülkelerdir.

Allah ülkemizin yolunu ve bahtını açık etsin. Biz düşünemezsek, bilin ki önderliğini üstlendiğimiz dünya toplumlarının arasında bunu başarabilecek başka birilerini bulmak kolay olmayacak. İşte o zaman ileri medeniyet toplumlarının sınırı bugünkü gibi ülkemizin güney-doğu sınırı istikametindeki bir yerlerden değil, Allah korusun belki de kuzey-batısından bir yerlerden geçebilecektir.

Kamu yönetimi kutsaldır. Yükü ağırdır. Bugün yönetim sorumluluğuna sahip kişiler olarak, bizler aklımızı kullanmak, bilimselliğe ve profesyonelliğe daha fazla yaklaşmak, sibernetik dünyaya hazırlık için üzerimize düşen tüm görevleri eksiksiz yerine getirmek zorundayız.